Omuz Sıkışması (İmpingement) Sendromu
Subakromial impingement sendromunun biyomekaniği, klinik tanı süreci ve kapsamlı rehabilitasyon protokolleri.

Özet
Subakromial impingement sendromunun biyomekaniği, klinik tanı süreci ve kapsamlı rehabilitasyon protokolleri.
Omuz sıkışması sendromu, diğer adıyla Subakromial İmpingement Sendromu (SAIS), genel popülasyondaki tüm omuz ağrısı şikayetlerinin %44 ila %65'inden sorumlu olan en baskın patolojidir. Bu hastalık tek bir lezyon değil; rotator manşet tendonlarının (özellikle supraspinatus) dejeneratif tendinopatisi, subakromial bursa enflamasyonu (bursit) ve tendonların kısmi/tam kat yırtıklarını içeren geniş bir patofizyolojik yelpazeyi temsil eder.
Biyomekanik Mekanizma ve Etiyoloji
Omuz ekleminde humerus başı ile akromion (kürek kemiğinin üst çıkıntısı) arasında, "subakromial boşluk" adı verilen dar bir anatomik koridor bulunur. Sağlıklı bireylerde bu boşluk 10 ila 15 milimetre genişliğindedir. Kol, baş hizasının üzerine (90 derece abdüksiyon ve iç rotasyon) kaldırıldığında bu alan doğal olarak daralır. Ancak bazı patolojik durumlarda bu daralma kalıcı hale gelerek içinden geçen rotator manşet tendonlarını ve bursayı ezer (sıkıştırır). Bu kompresyona yol açan mekanizmalar şunlardır:
- İntrinsik (İçsel) Faktörler: Yaşlanma, diyabet ve romatoid artrit gibi metabolik hastalıklar sonucu supraspinatus tendonunun kemiğe yapışma yerindeki kanlanmanın yetersiz olması (avasküler "kritik zon") nedeniyle tendonun kendi kendini iyileştirme kapasitesini yitirip dejenere olmasıdır.
- Ekstrinsik (Dışsal) Faktörler: Akromion kemiğinin doğuştan gelen anatomik şekli (düz, kavisli veya aşağı doğru kancalı tip) veya yaşla birlikte kemik altında gelişen osteofitler (kemik spurları) subakromial boşluğun hacmini fiziksel olarak daraltır.
- Biyomekanik/Kinetik Faktörler: Kürek kemiğinin toraks üzerindeki hareket ritminin bozulması (skapular diskinezi), kamburluk (torasik kifoz) ve omuzu aşağı çeken kasların zayıflığı, kol kaldırıldığında humerus başının yukarıya kontrolsüz bir şekilde kaymasına (superior translasyon) ve tendonların sıkışmasına neden olur.
Baş üstü spor yapan elit atletlerde (voleybolcular, tenisçiler, yüzücüler) ve fiziksel meslek gruplarında (elektrikçiler, boyacılar) kolun sürekli aynı patolojik açıda kullanılması nedeniyle risk yüksektir. Sporcularda ayrıca "İç Sıkışma (Internal Impingement)" adı verilen, kolun aşırı dış rotasyondayken rotator manşetin arkadan glenoid ile sıkıştığı farklı bir sendrom da görülür.
Klinik Prezantasyon ve Tanısal Süreç
Hastaların en karakteristik şikayeti kollarını baş seviyesinin üzerine kaldırdıklarında (örneğin dolaptan eşya alırken veya saçlarını tararken) hissettikleri batıcı omuz ağrısıdır. Hastalık ilerledikçe eklem hareket açıklığı giderek kısıtlanır. Tanı, detaylı provokatif testlerin uygulandığı klinik muayene ile konur. Kemiksel anormallikleri görmek için röntgen, rotator manşetin tendon yapısındaki yırtıkları ve bursadaki enflamasyonu saptamak için dinamik Ultrasonografi (US) ve MRG görüntülemeleri son derece faydalıdır.
Konservatif Tedavi ve Kapsamlı Rehabilitasyon
Sıkışma sendromunun tedavisinde açık ara ilk ve en önemli basamak konservatif yönetimdir. Hastaların %70 ila %90'ı cerrahiye ihtiyaç duymaksızın yapılandırılmış fizyoterapi programlarından fayda görmektedir. NSAİİ'ler ve şiddetli ağrılı fazda uygulanan subakromial kortikosteroid enjeksiyonları enflamasyon kaskadını kırar. Literatür, rotator manşet kaslarını güçlendiren, skapular stabilizasyon sağlayan ve doğru postürü öğreten fizyoterapi egzersizlerinin, manuel terapi ile birleştirildiğinde tedavi başarısını maksimuma çıkardığını güçlü bir şekilde desteklemektedir.
Aylar süren fizyoterapiye yanıt vermeyen, fonksiyonel kısıtlılığı devam eden kronik hastalarda veya tendon kopmalarının eşlik ettiği durumlarda cerrahi müdahale (Akromioplasti) planlanır. Artroskopik (kapalı) veya açık cerrahi ile akromion altındaki fazla kemik yapılar ve iltihaplı bursa dokusu tıraşlanarak subakromial boşluk anatomik olarak genişletilir. Uzun dönem araştırmaları, başarılı bir akromioplasti ameliyatından sonra hastanın şikayetlerinin tekrarlamaması için, operasyon sonrası uygulanacak agresif propriyoseptif ve biyomekanik rehabilitasyon programının cerrahinin kendisinden bile daha önemli olduğunu ortaya koymuştur.
